Güzellik Baskısı

İnsanlığın doğuşundan bugüne kadar bizi baskılayan,çok fazla etkiyen güzel olma durumu hakkında yazmak istedim bugün.Güzellik deyince aklımıza yalnızca kadınlar gelir fakat bugünkü ele alışım erkeklerle beraber tüm insanları kapsıyor aslında.Güzellik hepimizin hayatında önemli bir yer kaplıyor.Hangimiz güzel olmak istemeyiz ki? Bu elbette normal bir şey fakat bugün yazmak istediğim şey anormal olan güzellik baskısıdır.

Çoğumuz insanları dış görünüşüne göre sınıflandırıyoruz.Güzel,çirkin,sıska,fit,yakışıklı vb etiketlemeler yapıyoruz;hem çevremize hem de kendimize.Olumlu olan etiketlere girebilmek için estetik ameliyatları,ciddi diyetler,sporlar ya da makyaj yapıyoruz..Araştırmalara göre insanlar güzelliği bir ayrıcalık olarak görüyor.Yakışıklılar iş bulmada 1 adım önde, İş bulmada yakışıklı ve güzel olmak önemli diyenlerin oranı %66,çevrede kabul görmek için güzel olmak gerekiyor diyenlerin oranı hiç de az değil %38.Güzel veya yakışıklılar ailede bile avantajlı olduğunu düşünüyorlar. Ailede kabul görmede, sevilmede güzel ve yakışıklı olmanın önemi var diyenlerin oranı %17’nin üzerinde. Bu düşüncelerin yüksek oranda hakim olduğunu görüyoruz. Hatta bu güzellik düşüncesi o kadar güçlü ki;toplumda kendine bir statü kazandırdığını sananlar bile var.Toplumun güzellik algısına yaklaşmış olan ya da birkaç övgü alan herkes kendini diğer insanlardan üstün sayıp bunu bir kibir meselesi haline getirebiliyor.Bu düşüncelerin yüksek oranda hakim olması başkalarına ve kendimize etiket yapıştırmamıza yol açıyor.Herkes olduğundan daha güzel,daha zayıf ya da daha kaslı olmak istiyor.Toplumun güzellik algısına uymayan herkes hayatında güzellik konusunda bir tramva yaşıyor. Çocukken ya da gençken hatta bazen yetişkin olduğunda çok zayıfsa sıska,çok kiloluysa şişko hatta daha ilerisi ayı gibi etiketlemelerde bulunuyorlar. Bunların insanlar üzerinde ne tür bir baskı ve tramva yarattığından habersizmişiz gibi yapıyoruz bunu.Ama hepimiz bunun ne denli yaralayıcı etiketler olduğunun farkındayız.

Dilden dile dolaşan bir cümle vardır,klasiktir ama bir o kadar da doğrudur;güzellik göreceli bir kavramdır.Bu cümle tüm tarihin güzellik algısını özetler.İnsanlık tarihinin avcılık-toplayıcılık zamanında,hayatta kalmak için güç önemli bir faktör olduğundan;daha kilolu,uzun boylu,iri insanlar beğenilir,güzel/yakışıklı bulurlarmış.

Rönesans dönemindeki kadın figürüne bakacak olursak günümüz güzellik anlayışıyla ilgili yine ciddi farklar görebiliriz. Örneğin ülkemizde bugün en çok estetiği yapılan organımız burun… Rönesans döneminde ‘kemikli burun’ istenilen bir burun şekliydi. Geniş alın, ince kaş, minik ağız, uzun boyun ve dolgun vücut Rönesans kadınını ‘güzel’ yapan fiziksel özelliklerdi. O dönemde kadınların geniş alın için saçlarının ön kısmını kazıttığı, kaşlarını kazıtıp ince kalemle kaş çizdikleri bile söylenir.

Bunun yanı sıra 1840’lı yıllarda bedeni ince gösteren dar elbiseler ve ince bel güzel bulunuyordu. Bu dönemin kadınları sağlık bağlamında çok zararlı olan korseleri kullanıyorlardı.Dönemin erkekleri ise yakışıklı olmayı peruk kullanmayla bağdaştırıyorlardı.

Daha yakın zamanı incelediğimizde,etkileşimin ve iletişimin yüksek olduğu bir dönemde olduğumuzdan dolayı daha hızlı değişimler görmek mümkün.70’li-80’li hatta 90’lı yıllarda abartılı makyaj,abartılı kabarık ve sarı saçlar herkes tarafından beğenilirken günümüzle kıyasladığımızda 2010-2020’li yıllar oldukça sade kalıyor.

2000’li yıllara kadar ince bel,zayıf ve beyaz ten güzellik için olmazsa olmazken Kim Kardashian’ın hayatımıza girmesiyle esmer ten,fazlaca geniş kalça güzel bulunmaya başlandı.Bu etki geçtikten sonra şuan daha çok zayıf insanlar beğeniliyor.

Yani şuan beğendiğimiz her şey,toplumun güzellik algısına göre şekilleniyor.Bu sene beğendiğiniz ve moda olan bir saç stili 10 yıl sonra çok kötü gelebilir,hatta yüksek ihtimalle gelir çünkü şuanki toplumun güzellik algısıyla beraber güzellik anlayışımız da değişmiştir.Örneğin;yapılan bir araştırmaya göre 10 kadından 7’si mevcut kilosundan memnun değil ve daha az kiloya sahip olduklarında daha da mutlu olacaklarını söylemiştir. Aynı araştırma Rönesans döneminde yapılsaydı eğer bu sefer de kadınlar daha kilolu olmak isteyecek ve yine memnun olmayacaktı diyebilir miyiz?

Yazının sonuna doğru gelecek olursak;herkesin farklı olduğu ve hiç kimsenin -sırf toplum güzellik sınırlarının içine girmiyor diye- etiketlenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Her bir birey hakiki anlamda özel ve farklıdır. Kendinizi güzel bulmuyor olabilirsiniz ama muhakkak sizi güzel bulan kişiler vardır.Kendinizi yakışıklı bulmuyor olabilirsiniz ama muhakkak sizi yakışıklı bulan birileri vardır. Hatta muhakkak birilerinin sizi böyle buluyor olması gerekmez;siz siz olduğunuz için özel ve farklısınız ve iyi olduğunuz bir alan muhakkak vardır. İlla bir kişinin toplum güzellik algısına uyuyor olması gerekmez,ve toplumdaki değer ölçütlerinden biri de güzellik/yakışıklılık olmamalıdır. Kişinin değerini dış görünüşü belirlemez;yaptığı,başardığı,söylediği güzel şeyler ve güzel ahlak belirler. Senin nasıl göründüğün değil senin kim olduğun önemli.Senin kilolu olman,aşırı zayıf olman,esmer olman,beyaz olman,çilli olman,kısa ya da uzun olman senin değerini belirlemez;toplumun güzellik algısı bu kadar hızlı değişiyorken ve güzellik bireyden bireye bu kadar göreceli bir kavramken senin kişisel değerini belirleyecek kadar güçlü değildir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.