12 Angry Men Film İncelemesi

12 Angry Men (1957) Film İncelemesi

‘’Varsayalım yargılanan sendin, sen ne yapardın?’’

Dün izlemiş olduğum ve alt metni muhteşem kuvvetli olan bu film hakkında bir inceleme yazmak istedim. Filmi izledikten sonra oturup sosyal psikoloji ve sosyoloji çerçevesinde epey düşündüm. Bu filme dair yazılmış analizlere ve yorumlara baktım. Okuduğum analiz ve yorumlar kafamdaki parçalarla bir yapboz gibi birleşti. Bu analizi okurken filmi izlemiş olduğunuzu varsayarak yazıma devam edeceğim.

12 Angry Men, babasını öldürmekle suçlanan bir Latin Amerikalı’nın yargılanmasını konu ediniyor. 12 jüri, yargılanan 18 yaşındaki çocuğun idam edilip edilmemesine karar vermek üzere bir odada toplanıyorlar. Çocuğun suçlu ya da suçsuz kabul edilmesi için herkesin aynı fikirde uzlaşması gerekiyor. Filmi izlemeye başladıktan sonra siz de kendi içinizde bir muhakeme yaratıyorsunuz diyebilirim. Filmi izlerken kendimi 13. jüri olarak hissetmiş, yaşanılan diyaloglara karar veren merci şeklinde bakmıştım.

 Filmin başlangıcında, hiçbir şey tam olarak konuşulmadan ve eldeki  verilere son derece güvenerek ‘’çocuk katil, elektrikli sandalyeye oturmalı’’ sonucuna varıyorlar. Bu sonuca varırken filmin henüz ilk dakikalarındayız. Jürilerin takındığı bu önyargılı tavır filmde bazı sembolik işaretlerle de kendini gösteriyor. Örneğin klimaya detaylıca bakmadan, hiç uğraşmadan bozuk olduğu kanısına varıyorlar. Filmin ortalarına doğru tesadüfen aslında klimanın bozuk olmadığını öğreniyorlar. Klimanın bozuk olmadığını öğrendikleri kısım, önyargıların biraz olsun kırıldığı, ‘’suçlu’’ ve ‘’suçsuz’’ oylarının eşit dağıldığı vakitlere geliyoruz. Başlangıçta 11 jüri, çocuğun suçlu olduğunu söylerken tek bir jüri ‘’suçlu olmayabilir’’ görüşünü ortaya yatırıyor. Bu jürinin grup içerisinde var olan güçlü yargıya uyma davranışını göstermemesi şaşırtıyor. Grup içinde çoğunluk her zaman uyulan, azınlık ise uymaya meyilli olan olarak kendini gösterirken, 8. Jürinin neden uyma davranışını göstermediğini filmin başında merak ediyordum. 8. jüri, cinayete önyargılı yaklaşmamız gerektiğini ve irdelememizi söyleyerek uzun süren bir fikir çatışmasını ortaya koyuyor. Cinayeti işleyen kişinin Latin Amerikalı olması, 1950’li yılların Amerikasına dair birçok ipucuyu bizlere sunuyor. Güney Amerika’daki bireylerin yaşam şartlarının daha kötü olması ve suça daha meyilli olmaları çocuğun katil olarak ilan edilmesinde büyük bir etken. Filmin ortalarında ‘’Suçlanan zengin bir Amerikalı olsaydı yine de ona katil der miydin?’’ mesajını veren bir cümleyle karşılaştım. Sınıf farklılıklarının yargılamada bir ölçüt olduğu gözüme çarptı. 8 numaralı jüri, akıl yürütmelerle diğer jürileri ikna edip kendisine çekerken, benimde filmin başında olan düşüncelerimi değiştirmeyi başardı. Davayı ilk duyduğumda çocuğun suçlu olduğu yargısına kapılmıştım. 8. Jüri, 13. Jürinin oyunu da kazanmayı başardı. Bunun yanı sıra 8. Jüri başlangıçta fikirlerini paylaştıktan sonra kapalı bir oylama yapmayı önerdi. Oylamanın kapalı olarak yapılmasını istemesi alanen çoğunluğa başkaldırma cesareti gösteremeyen kişinin kapalı- anonim şekilde gösterebileceğiydi. Uyma davranışının dışına çıkmak, çoğunluğa zıt düşmek cesaret gerektiren ve grup dayanışmasına uymayan bir davranıştır. Bence bunun anonim bir şekilde yapılmasının sebebi biraz olsun cesaret vermekti. Bana göre 8. Jürinin adalet arayışı, kıyafetleriyle de sembolleştirilmişti. 12 jürinin içerisinden yalnızca onun beyaz takım elbise giyiyor oluşu, adalet savaşının bir sembolüydü.

Filmin sonlarına doğru geldiğimizde, ‘’suçlu’’ oyu veren tek bir kişinin kaldığını görüyoruz. Bu kişi, başından beri 18 yaşındaki gence oldukça öfkeli. Aslında bu öfkesi çocuğa değil, aynı yaşlardaki kendi çocuğuyla yaşadığı tatsız deneyime dayanıyor. Çocuğu haksız görmek ve idama göndermek esasında kendi çocuğuna vermek isteyip veremediği ceza olarak ortaya çıkıyor. Kendi egosu ve öfkesi, 18 yaşındaki Latin Amerikalıyı adaletli bir şekilde yargılamasına engel oluyor. Başından beri kendi çocuğuna olan öfkesini de zaten izliyoruz.

Günün sonunda herkes çocuğun suçsuz olduğu kararına varıyor. 12 kişilik grup dağılıyor. En sonunda ise son bir diyalog var. Başlangıçta ‘’suçlu olmayabilir’’ diyen iki kişi birbirlerinin isimlerini öğrendikten sonra ayrılıyorlar. Burada dikkatimi çeken grup kavramı oldu. 12 kişi saatlerce durmadan birbiriyle konuştular, birbirlerine destek olup karşı çıktılar. Grup dağıldığında paylaşacak, sohbet edecek hiçbir şey kalmadı. Son sahnede de grup dayanışması birden bire kesildi ve herkes yoluna gitti. Mekan ve dava grubu grup yapan şeylerdendir. Bunu kendi oluşturduğumuz gruplarda da gözlemleyebiliriz. İlkokulda, ortaokulda ya da lisede oluşturduğunuz gruplar, sınıflar mekana ve dahil olduğunuz konuya özeldir. Bunlar bittiğinde herkesin kendi yoluna gittiğini ve paylaşılacak bir mekan, dava olmadığı zaman paylaşımın da bittiğini görürsünüz. Filme dair bir diğer ayrıntı ise yalnızca adalet arayışında olan iki jürinin ismini biliyor oluşumuzdur. Diğer jüriler anonim olarak hafızamızda kalsa da, filmin son kısmıyla birlikte 8 ve 9 numaralı jürilerin isimlerini biliyoruz. Filmi izlerken fark edebildiğim ayrıntılar bunlarla sınırlıydı fakat eminim bir bu kadar ayrıntıyı da gözümden kaçırmışımdır. Bu yazıyı filmi izlemeden okuduysanız filmi izledikten sonra dönüp tekrar okumanızı tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.